Yunan Adaları Turu

Her yıl ne olursa olsun Türkiye’ye gidip bir süre tatil yapmasam kendimi mutsuz hissederim. Eskiden kızım orada okuduğu için yaz zamanından çok kış ortasına denk gelirdi. Kışın gitmek aslında daha kolay, daha rahat bilet bulunuyor, ayrıca aman gitmeden biraz şekle gireyim derdi de olmuyor. Arkadaşlarla organizasyon yapmak, doktor randevuları ve diğer çözümlenmeyi bekleyen işler için de ideal bir zaman. En kötü yanı ise tabi ki deniz, güneş, kum üçlüsü ile kendi yetiştirdiğimiz sebze ve meyvelerden mahrum kalmak.

Bu yıl, yaz için biletlerimiz vardı. Haziran ayının sonundan Ağustos’un son haftasına kadar Türkiye’de olacaktık. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından, korna seslerinin kalabalık sesleriyle karıştığı İstanbul, bizi sıcak ve nemli havasıyla karşıladı. Bizi almaya gelen aracı, neredeyse 1 saat kadar süren yoğun bir arama, telefonlaşma ve koşturma sonucu bulup bavullarımızı da yerleştirdikten sonra derin bir nefes alabildim. Kardeşim Tuzla tarafında oturuyor ve biz bir Cuma akşam üzeri Atatürk havaalanındayız. Buradan eve varıncaya kadar 3 saati gözden çıkarmak gerekiyor. Çevreyi seyrederek zaman geçirmek istiyorum ama saatler süren yolculukta hiç uyuyamadığım için gözlerim yanıyor.

Kardeşime vardığımızda çok heyecanlıyız, özlemle kucaklaşıyoruz. O kadar yorgunluğa rağmen bavulları bir an önce açıp hediyelerini vermek istiyorum bir taraftan koca bir yılın acısını çıkartmak istercesine her şeyi anlatmaya çalışarak. Ateşçik uyumuş tabi o saatte, artık sabaha göreceğiz onu. Bizi hatırlamasına olanak yok, henüz 1.5 yaşında ve sadece bilgisayar ekranında duvar kağıdı olarak düşünüyor büyük olasılıkla. O gece Jetlag etkisi ile ancak bir iki saat uyuyup gecenin bir yarısı uyanıyorum, acıkan mideme bir iki bisküvi yollamakla yetiniyorum.

Sabah olunca Ateşciği gorebildik. Ne kadar da büyümüş tatloş yeğenim benim. Utangaç utangaç bakışlar atıyor bize annesinin kucağından. Hediyeleri ve kitapları görünce biraz ısındık galiba..

Kardeşimle ertesi gün yaz tatili planları yapmaya başladık. Birkaç gün sonra hep birlikte arabayla İzmir’e gideceğiz. Gülbahçe’de yazlığımız var, çoğunlukla orada olacağız. Hazır İzmir’deyken, Çeşme’den kalkan lüks gemiyle birkaç günlük Yunan adaları turu kulağımıza çok hoş geldi. Annemlere de süpriz yapıp ailecek biletlerimizi alıverdik. Fakat her nedense işler çok uzun sürüyor, sürekli birşeyler istiyorlar bizden, formlar dolduruyoruz, fotokopiler çekip gönderiyoruz, imzalar atılıyor, eksik belgeler var deniyor, bazı şeyler tekrar tekrar yollanıyor vs derken herşey tamamlandı ve bizim de gitme günümüz geldi. Çesme’deyiz, gemiye binmek için bekliyoruz. Hava çok rüzgarlı. Tam o anda beklemekte olduğumuz yerin çatısından demir bir çubuk önümüze düşüyor. Herkeste bir panik, neyseki düştüğü yerde kimse yok. Özellikle de babası Ateş’i pusetiyle gezdirirken yiyecek birşeyler almaya gitmiş olduğu için çok seviniyoruz. Çağırılan yetkililer demirlerin düşmesi çok olağan bir şeymiş gibi davranıyor, bir özür dilemeye gerek görmeden yada en azından gösterecekleri bir heyecan belirtisi bile olmaksızın geldikleri gibi ayrılıyorlar.

Gemiye biraz hayal kırıklığı ile bindik. Bu, 5 katlı bir gemi fakat içerisi beklediğim kadar lüks ve modern değildi. Kamaralarımızı bulduk, 4.katta, yan yana 3 odada kalıyoruz. Büyük bir penceresi, TV’si, iki yatağı ve banyosu ile kullanışlı bir oda. Bir saat içinde gemi hareket etti. Tur 3 günlük. Önce Mikonos, sonra Santorini ve en son Rodos’a gidilecek. Temmuz ayı olmasına rağmen hava çok rüzgarlı, deniz grileşmiş ve dalgalar bizi tatlı tatlı bir o yana bir bu yana sürüklüyor. Gemi hareket eder etmez bizleri hemen bir tatbikata aldılar. Can yeleklerini giyip yapılan açıklamaları dinledik bir süre.

Gemide yemekler açık büfe. O kadar çok çesit olmasına rağmen yemek kalitesi ve lezzeti tartışılır. Çalışanların çoğu yabancı uyruklu. Sanırım her iki misafire bir görevli düşecek kadar çok kişi çalışıyor gemide.

İlk durağımız Mikanos’a varıyoruz, burası küçük ama sevimli bir ada. Her yer bembeyaz taş evlerden, küçük sevimli kafélerden ve taş sokaklardan oluşuyor. Denizin rengi burada muhteşem. Bol bol resim çekiyoruz. Gemimiz burada kalıyor bu gece, aslında ikinci durağımız olan Santorini’ye devam etmemiz gerekiyordu ama fırtına nedeniyle limana yanaşmanın olanaksız olduğu duyurusu yapılıyor kuru kuru ve rotamızı Rodos’a çeviriyoruz. Bu yolculuk hayatımda hiç yaşamadığım, hayal bile etmediğim gibiydi. Dev dalgalara ve fırtınaya rağmen ilerliyorduk. O 5 katlı gemi sanki kağıttan yapılmış gibi yanlara yata yata, dalgalara çarpa çarpa ilerliyordu. Amerika’da Alaska’da yengeç avcılığı yapan tekneleri gösteren belgeseller izlemiştim, bizim yaşadıklarımız onları aratmıyordu neredeyse. Dalgaların 5.kata kadar ulaştığını gördüm. Hem korkuyor, hem de sallantıdan dolayı midemiz alt üst durumda bir an önce Rodos’a varmayı istiyorduk. Çalışan görevliler bizlere bulantı ilaçları ve torba ikramında bulundular. Gemide güzel eğlenceler olmasına karşın, kimsenin eğlenecek hali kalmamış, soluk benizlerle odadan fazla çıkamadan turun bitmesini bekler hale gelmiştik. Rodos’a varınca hemen kendimizi karaya attık. Rodos’ta bir çok Türk var, yaşayan diğerleri de belli başlı Türkçe kelimeleri biliyor zaten. Biz araba kiraladık, adayı baştan başa gezdik, beğendigimiz bir plajda denize girdik. Orada uzunca bir süre geçirmemiz bize iyi geldi. Babaannem Rodos’tan gelmiş Fethiye’ye, hep anlatırdı. Gitmişken onun yaşadığı evi bulabilme umuduyla biraz dolaştık, tanıştığımız Türklere sorduk ama pek bir şey öğrenemedik ne yazıkki.

Geriye bir gece daha gemide geçirecegimiz dönüş yolculuğu kalmıştı. Neyseki son gece hava açıldı, kara bulutlar yerini şakacı beyaz bulutlara bıraktı, dalgalar hafifledi. Önceki geceden kalan düşme korkusuyla yatağın kenarlarına sıkıca yapışmaya alışık ellerim ister istemez kasılmış halde uykuya daldım. Sabah son kahvaltımızı ettik, o ana kadar ilk gün hariç, ancak zorla az biraz peynir ve ekmek yemeyi başarabilmiş olduğum halde geri dönmenin verdiği rahatlık ile birkaç değişik şeyin tadına bakarak yolculuğu tamamlamış oldum.

Tur şirketi ilginç bir şekilde hiç detaylı bir açıklama yapmadı, özür dilemedi ve paramızı iade etmedi. Gemi ile tekrar bir yolculuğa çıkma fikri ise listemde en son kısımlara kadar düştü.