Whistler

Gezi Anıları – Whistler, BC

16 Aralık 2012

Birkaç günlük tatil için Whistler, Canada’ya gelmeyi tercih ettik. Buraya 2.gelişim. Seattle’ın gri, puslu, soğumakta olan havasından kaçıp, biraz daha soğuk, gene gri gökyüzü manzaralı ama bembeyaz bir örtüyle kaplı Whistler’dayız. Fairmont otelde kalıyoruz. Burası tam merkezde değil ama 10 dakikalık bir yürüme mesafesinde. Zaten köy oldukça küçük, bir marketi, birkaç cafesi ve lokantası var.

İlk akşam biraz yürüyüş yaptık, yemek için Araxi’i seçtik. Yemekleri nefis, sunumları da öyle. Balkabağı çorbası ile pancar salatasına bayıldım.

SquashSoupBeetSalad

 

 

 

 

 

Sonraki gün Beysim kayak takımlarını kuşanarak dağa çıktı. 🙂 Ben maalesef kayak işine cesaret edemiyorum belimdeki hassasiyetten ötürü. O gün yarısı dışarda havuzda yüzdüm ben de. Kar yağarken ılık havuzda vakit geçirmek, dağdan kayarak inenleri seyretmek çok güzel. Ama çok uzun kalamadım çünkü vücudun su dışında kalan kısımları belli bir süre sonra üşümeye başlıyor.

Aynı akşam atlı kızakla ormanda bir gezinti, kucaklarımızda battaniye, elimizde sıcak çikolatalar, dönüşte de fondue’lü akşam yemeği programı yaptık. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Olaylar gerçekte şu şekilde gelişti: Önce yeterli sayı olmadığı için akşam yemeği iptal oldu. Kızağa bindiğimizde atların ani hareketiyle elimdeki sıcak çikolatayı üzerime döktüm. İyi tarafından bakmak gerekirse, çikolata içimi olmasa da üzerimi bir süre ısıtmış oldu.  Karanlıkta kah dere kıyısından, kah köprüden geçerek ilerledik. Bir ara sık ağaçların arasından bir dal yay gibi fırlayıp gözüme çarptı. Gezinin geri kalan kısmını tek gözle tamamladım. Neyse ki şimdi iyiyim.

Ertesi gün Beysim ile birlikte kar yürüyüşü yapmak için bekleyen küçük grubumuzu da alarak Gondola’ya bindik. Teleferik ile binlerce metre yükseldik. İndiğimizde ayaklarımıza özel kar ayakkabılarını takarak rehberlerimiz eşliğinde yürümeye başladık. İlk zaman ayaklarımızda tenis raketi gibi duran ayaklıklarla zar zor hareket edebiliyor, ikide bir bir ayağımla öbürüne basıyor ve özür diliyordum başkasının ayağına bastığımı düşünerek.

Neyse ki bu komik durum kısa bir süre sonra geçti. Yürümeye alıştım ve bu işi çok da zevkli buldum. Taze yağan karda izler bırakmak, temiz ve bembeyaz bir görüntünün içinde olmak çok keyif vericiydi.

whistler_snowshoe

Bir ara bayır aşağıya oturup kayarak indim, tıpkı rehberimizin yaptığı gibi. Meğer ne keyifli bir işmiş. Nihayet inişli-çıkışlı bir daire çizerek başladığımız noktaya geri döndük. Hava da kararmaya başlamıştı. Köyde favori mekanımız olan Araxi’de son akşam yemeğimizi de yedik.

Sabahleyin erkenden uyandık. Hemen eşyaları toparlamaya başladım. Yolculuk yapacağım zaman isterim ki biran önce hazırlanıp işleri bitireyim. Kahvaltı için otelin alt katındaki Portabello’dan bagel ve çaylarımızı aldık ve yola koyulduk. Oldukça etkili bir kar yağışı var. Yolda ilerledikçe kar, tipi de artıyor. Vancouver’a geldiğimizde hala kar yağıyordu. Üstelik otobüsler iptal olmuş, caddelerde zorla ilerlemeye çalışan yada kayan araçlar ile karşıdan karşıya geçmek için mücadele veren insanlar göze çarpıyordu.  Kötü hava koşulları ile çaresizlikler de eklenince bizim sınıra ulaşmamız normalden çok daha uzun sürdü tabi ki.

Kar yağışı ilginç bir şekilde sınırı geçer geçmez bitti. Hatta bir iki dakikalığına güneş bile göründü. Bu durum kısa süre sonra yerini yoğun yağış ve sisle karışık rüzgarlı bir havaya bıraktı. Neyse ki eve sağ salim ulaştık. Bir dahaki gezide görüşmek üzere..