Sürüm sürüm sürüMGenler

28 Nisan 2006

Temmuz, 2000, İzmir’in en sıcak günleri ve biz çoluk-çocuk dudaklarımız susuzluktan çatlamış, terden yapış yapış bir halde, bir takım işlerimizi halledebilme ve azıcık da gezme olsun diye buralardayız. İzmir’e geldiğimiz ilk gün havalar gene fena değildi de çocuklarla biraz dolaşıp, alışveriş yapabildik. Sonraki gün, tapuda topu topu bir-iki saatlik bir işimiz vardı, annemin evlerinden birisini benim üzerime yapacaktık. Belgelerimizi hazırladık, saat tam 8:30’da annemle tapu müdürlüğündeydik. Görevlerinin bilincinde memurlar, bir ellerinde simit, diğer ellerinde çay bardakları, suratımıza şöyle bir bakıp masalarındaki oturma düzenlerini bozmamaya devam ediyorlardı. Onlara “Bakar mısınız?” dememiz de anlamlı olmayacaktı çünkü zaten biraz önce bakmışlardı bön bön.. Neyse, bu acayip ilgisiz durum yarım saat kadar sürdü. Nitekim, sonradan sarışın olmuş, tombul bir bayan yanımıza gelerek(hoplayarak), ikişer adet fotoğrafımızın, nüfus cüzdanlarımızın ve eski tapunun yanımızda olup olmadığını sordu. Daha önceden hazırlamış olduğumuz belgeleri ona uzattık ama o da nesi? “Bu fotoğraflar olmaz, çünkü nüfus cüzdanındaki resimle aynı” demez mi?

(Ben: )

– Hönk! Yani Buyur? Benim bildiğim bu resimlerin aynı olması makbuldur.

– Yok, olmaz. Başka resim bulun gelin.

– Olur, galiba 15 yıl önceki resimlerimden bir iki tane olacaktı, onları bulup getireyim.

Gülüşmeler….(sinirden)

Yeni resimler bulup, getirdik. Bu sefer tombul bayan belgeleri ince-uzun, esmer, oldukça sevimsiz bir adama bıraktı ve zıplayıp gözden kayboldu. İşleri artık bu adam devam ettirecek yani eziyetleri. (Yeri gelmişken, yazımın başlığındaki sürümgenler biz oluyoruz, sürümgenlerin M ve G’si yani Münevver ve Gamze)

– Eveeet, tapunuzda sayfa no denen yer niye boş? Gidin doldurun.

(Ben: )
– Neyle dolduralım? Yani nasıl dolduralım?

– En üst kata çıkın, sorun..

4 kat merdiven çıkıp, öğrenildiği düşünüldükten sonra aşağı inince,

– Hmm, bu semt ve bu sayfa numarasında başka isim görünüyor, senin isimini bulamıyorum. 4.kata hanginiz çıkmak ister?

(Ben: )
– Sanırım yaş bakımından benim çıkmam daha münasip olur. Yalnız, dahili telefonlar henüz icat edilmedi mi buralarda?

– Biz burada öyle şeyler kullanmıyoruz, maksat eziyet olsun..

4.katta,

(Ben: )
– Aşağıdan bulamadılar, bir daha bakın lütfen. Hatta ben de bir göreyim neme lâzım.. Bugünlük basamak çıkma hakkımı doldurdum.

Tapuda,

– Tamam, şimdi gidin, annenizin vergi numarasını bulup gelin.

– Hay Allah! Bunu niye bir yerimize kaydetmemişiz ki.. Neyse, gider ilgili birime, bilgisayardan öğreniriz.

İlgili birimde,

(Ben: )
– Vergi numaramızı öğrenecektik.

– Tamam, çayım bitsin öyle..

– Çayınız bitmiş, öğrenebilir miyiz?

– Tamam, çayın damağımda bırakmış olduğu tat geçsin öyle..
… türü oldukça abuk-sabuk bir konuşma çabalaması sonunda vergi numarasını öğrenip, artık kendi yerimiz gibi benimsemiş olduğumuz tapuya doğru yöneldik tekrar.

– Şimdi de sizin (bana diyor) vergi numaranızı öğrenmemiz lâzım.

(Ben: )
– Hı? Diyeceğim ama son zamanlarda devamlı bu tür şaşkınlık belirtileri gösterdiğim için susuyorum, ben bu adamlara kin kusuyorum. Allahım allahım! Onca yolu iki kere katettirmek yerine istediklerinizi, vergi numarası parantezine alamaz mıydınız? (Dikkat ederseniz kibarlığımı bozmamaya özen gösteriyor ve hâla siz diye hitap ediyorum)

– Burada işler böyle yürür.

– Nasıl yürüdüğü belli ama o beklediğinizi daha çok beklersiniz. Size zırnık(H2SO4) koklatmayacağım işte, inat ettim(ettik)

Ertesi gün,

(Ben: )
– Alın, bunlar da tamam.

– Şimdi gidin nüfus müdürlüğüne, anne annenizin annesi, babası, gelir-giderleri, doğum bilgileri, cart-curt.. ne gereksiz şey varsa çıkarsınlar.

– Hoppala! Onlar öleli kimbilir kaç yüzyıl oldu. Bu iş annemle benim aramda, onların bir suçu yok. Ay ben ne diyorum?!

Nüfus Müdürlüğü’nde geçenleri anlatmaya gerek yok, benzer olaylar orada da yaşanıyor, sadece eziyet eden kişiler farklı.

Bir sonraki gün,

(Ben: )
– Başka emirleriniz? Henüz dolaşmadığımız bir-iki resmi kurum kaldı da ?!

– Merak etmeyin, daha yapılacak şeyler var. Şimdi 300 milyon ödemeniz gerekiyor.

Bankalara gidip, paraları denkleştirdik, tapu’daki adamın sigarasını bitirmesini bekledik. Neyseki sigaranın içilme süresi, adamı bekleme süresi hakkında aşağı yukarı bir fikir veriyordu. Bu süre sonunda salına salına gelen adam paranın filanca bankaya yatırılacağını müjdeledi. Bu işi, yıllarca bankada çalıştıktan sonra emekli olmuş olan annem –işlerini çabucak yaptırabileceği düşüncesiyle- üzerine aldı ve iki çocukla beni oracıkta bırakıp, uzaklaştı. Çocukların öyle bir ortamda, koridorlarda koşuşturmaları, ihtiyaçları, sıkılmaları,..harala gürele olaylarını uzun uzun anlatmaya gerek yok, çeken bilir.

Aynı gün öğlen saatleri, dananın kuyruğu kopuyor..

Adam bizimle konuşuyor, boş konuşuyor, boşa konuşuyor. Annem bana, ben anneme bakıyorum. Ona pis pis de bakabilirim ama pis bakmak bile onu adam yerine koymak olacak diye hiç bakmıyorum. İmzalarımızı atıyoruz, bir kâğıt uzanıyor bana doğru. Gunlerdir çektiklerimiz bu kâğıt parçası içinmiş. Onu çerçevelettirip, duvara asıyorum.