Seattle-Istanbul Yolculuğu

7 Ocak 2013

Bugün Türkiye yolcusuyum. Son yıllarda uçmak fikri bile beni endişelendirir oldu. Yaşlılık işte! Oysa eskiden –Türkiye’de yalnız THY’nin olduğu dönemlerde iş nedeniyle Ankara-İstanbul-İzmir arası uçardım ve yolculuk ne kadar da kısa sürdü diye üzülürdüm. O zamanlar sorun ettiğim bir şey, yiyecek-içecek servisinin yapılmasının ardından kaptanın anonsunun duyulması olurdu. Hani şu havaalanına yaklaştığımız, inişe geçiyor olduğumuz ve masaların kapatılması ile ilgili olan anons. Yiyecek sorun değildi de kahve yada çay içiyorsam apar topar bitirmeye çalışır ve mutlaka dilimi yakardım.

Uçuş korkumu başlatan, birkaç yıl önceki bir olay oldu. Seattle’dan kardeşimin doktora yaptığı Pullman şehrine gidiyordum. Neredeyse 50 dakikalık uçuş mesafesinde ama şehir çok küçük ve yolcu sayısı da az olduğu için olsa gerek sadece Bombardier tipi 20-25 kişilik pırpır uçaklar var. Bir gidişim –gene kış zamanıydı- çok hoplaya zıplaya oldu. Dönüşümü ise yaklaşık 6 saat sürmesine karşın arabayla yapmayı tercih ettim.

Zorunda değilsem uçakla bir yere gitmeyi istemiyorum yada seçenek sorulursa uçak dışında bir şey seçiyorum. Acayip bir durum. Gerçi bir seferinde Seattle’dan Victoria BC’e alternatif olarak deniz otobüsü ile gitme fikri çok eğlenceli gelmiş ama okyanusun bazı dalgalı kısımlarını aşarken metrelerce iniş çıkışlar lunaparktaymışız türü bir hisse kapılmamızı sağlamıştı.

Her neyse, bugün check-in sırası bana geldiğinde “business class” uçuşuna terfi ettiğimi söylediler. Belki korkum geçmeyecekti ama en azından rahat bir koltukta, ayaklarımı uzatırken korkmaya devam edecektim.

Uçağa bindiğimde  alışkanlık üzere kapıda karşılayan host ve hosteslere merhaba dedikten sonra sağ koridora döndüm. Koltuk numaralarına bakınca sola dönmüş olmam gerektiğini fark ettim. Yönümü değiştirdiğimi gören hostesler hemen peşim sıra gelerek inanılmaz kibarlıkta hal hatır sordular ve montumu alarak askıya astılar.

Bu bölümde koltuklar daha geniş, yanımda oturan kimse de yok. Zaten sadece 6 kişiyiz. Koltuklar 3 bölüm halinde ayarlanabilir ve masaj seçeneği de bulunuyor. Yalnız tam arkamda oturan uzak doğulu yolcu bu işi biraz abartıyor. Saatlerdir koltuk ayarlarıyla oynuyor, umarım yakında uykuya dalar diye düşünüyorum. 🙂

Ben uzaktan kumandadaki düğmeleri ve çevremde daha önce kullanmadığım bazı şeyleri incelemekle meşgulken, hostes cam bardaklarda içecek sundu. Portakal suyu ile başlayalım bakalım. Az sonra yemek menüsü geldi. Salata, ana yemek ve tatlı için 3 değişik seçenek  var. Ben salata için deniz ürünleri, ana yemek olarak sebzeli noodle ve tatlı olarak ise çikolatalı parfeyi seçtim. Kumaş peçeteli, şık görünümlü ve lezzetli yiyecekler hemen hemen 1 saatimi güzel geçirmemi sağladı.

Burada film ve müzik seçenekleri de çok. Sadece radyo değil, CD de dinleyebiliyoruz. İlk olarak ne zamandır dinlememiş olduğum Bon Jovi’nin en iyiler albümünü bitiriverdim. Sonra iki güzel film seyrettim: English Vinglish ve Starbuck.

Benim gibi hiç uyuyamama sorununuz varsa yolculuk uzuyor da uzuyor. Fakat en azından ayaklarınız şişmeden, önünüzdeki yolcunun koltuk arkalığı kucağınıza yatmadan ve pencereden yıldızları seyrederek bir yolculuk geçirmiş olmak güzel.