Kızımın yazdıkları

18 Şubat 2009

GÖNLÜMDEKİ TEK KİŞİ

Sensiz çalıştığım ders, ders değil
Okuduğum kitap, kitap değildi sanki
Okuldan dönmeyi dört gözle bekliyorum
Sırf senin için, bil ki..
Seviyorum seni
Yapsam da bazı
Yaramazlıklar birşeylerle ilgili
Gönlümdeki tek kişi..

Dokuz ay karnında taşıdın beni
Çalışma masamın köşesine yazdın,
“Bunları unutma e mi?”
İnan hiç birşeyin tadı kalmadı
Sevemeyince, öpemeyince seni
Durdu zaman, bitti herşey sanki
Gönlümdeki tek kişi..

***

HATIRALAR BARI

Ayrılık buna razı
Kirlenmiş bir halı
Burası hatıralar barı
Çıkmak istiyorsan, arkanda kapı

Ama umut nasıl?
Göğsünü ger, kasıl
Bakarsın geçmiş bir asır
Git, hatıralara sarıl

Ama umut nerde?
Pişmanlık yerlerde
Diz boyu var sende
Hepsi birleşmiş bu şanssız kaderde..

*** 

ANNE

Yediğim yemek sıcak,
Baktığım yüzler soğuktu bana
İçemedim şu suyu kana kana
Belki bir anne haramdı bana
Ama bana kimse senden yakın değildi be ana!
Beni seviyordun belki ara ara
Sakın seni sevmediğimi sanma
Annem yine sarılsın bana
Öpsün kana kana
Belki güvenin sıfır oldu ama
Bana kimse senden yakın değildi be ana!

***

5 Ocak 2009 Pazartesi

 

Seni sevmek suç mu sonunda ızdırap varsa
Seni sevmek suç mu ayrılık olacaksa
Seni sevmek suç mu taraf tuttukça
Belki hala bilinmezlikteyiz ama seni sevmek suç mu?

***

16 Kasım 2008 Pazar

UMUTLUYUM

Gülümsüyorum karsilastigim insanlara
Çevreme umutla bakiyorum
ve diyorum ki:
“Yasiyorum”
Bazen günes isigi
Bazen yagmurun siriltisiyla
Yasiyorum
Evet mutluyum
Neden mi?
Çünkü umutluyum..

***

19 Eylül 2008 Cuma

BU DÜNYADA HEPİMİZE YER VAR! (2008 İzmir Haydost Ödülü)
Korkmayın balıklar,
Aslanlar, kuşlar
Korkmayın ağaçlar
Denizler, dağlar
Bu dünyada hepimize yer var!

Doğanın dili olsa, ne derdi acaba bize?
Kirletmeyelim deniz, göl, su, dere
Bir bilinçsizlik bin can eder
Doğayı kirletmez bir hayvansever

Kirletmeyelim dünyayı,
Yapmayalım maviyi sarı
Sevimli, sevimsiz ayırmayın hayvanları
Bilin artık bu kuralı:
BU DÜNYADA HEPİMİZE YER VAR!

*** 

9 Şubat 2008

YILDIZLI GECELER

Ah yıldızlı geceler,
Yıldızlar bize nasıl da gülümser
Her insan uzun uzun onları seyreder
Bazen de verir keder
Çünkü yıldızlar kaybedilen kişilere benzer
Günler yıldızları seyretmekle geçer gider
Dünya döner de döner
Yıldızlar kaybolur bazı geceler, bu bizi üzer
Yıldızsız geceler bitsin yeter
Tanrım! Bize yıldızları ver!
Onlar olmayınca bomboş geceler
Ver! Yıldızların ve ayın ışıl ışıl pırıltısını ver
Onlarla sevgi yolunda giden sonsuz bir boşluk her yer..

***

1 Şubat 2008 Cuma

ŞANSSIZ ŞANSLI

Beyaz, sarı
İnce uzun bıyıklı
Bir kedim vardı
Adı Şanslı
Zeki, iri yarı
Aynı zamanda çok da tatlı
Gelip ayağıma sürtünürdü hep Şanslı
Bakardı anlamlı anlamlı
Yuvarlanırdık, altımız halı
Geçirirdik ilkbaharı
Çevremizde kasımpatı
Vızıldardı birkaç arı
Komşunun ötüşen kuşları
Bir gün yine bir Salı
O gün öldü Şanslı
Varmış meğer bir hastalığı
Çok çekmiş acı
Zaten bir sıkımlıktı canı
Gözümde canlandı hatıraları
Ama unutmalıydım artık, ne yapalım bütün yollar kapalı
Geçiremem ilkbaharı
Hüzünlüdür artık Salı sabahları
Hoşça kal, unutma sakın anılarımızı
Birlikte yaşadığımız günleri, ayları, yılları…

*** 

30 Ocak 2008

DEDİ Kİ..

Dedi ki; yükselsin al bayrağım
Dedi ki; ben bu işte varım
Sonuna kadar da savaşacağım
Dedi ki; olsa da afet, çatılmaz asla alnım
Dedi ki; tabi ki dökülecek az da olsa kanım
Buyursunlar savaşalım…

Dedi ki; bitsin bu hüzün
Dedi ki; doğdu yeni bir gün
Dedi ki; vatanı bölmek isteyenler ölsün
Dedi ki; atamın yüzü gülsün
Benim de diyeceklerim şuydu bütün
Çocuk! Sen gerçek bir Türk’sün!

***

24 Ocak 2008

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Çanakkale şehitleri bu toprağın altında
Aktıkça şehitlerin kanları ay ışığında
Dökülüyor göz yaşlarımız damla damla
Göğsümüzde şehitlerden kalan bir yara

Savaştılar tüm zorluklarla
Gece gündüz çalıştılar ısrarla
Sıcak, soğuk yarıştı onlarla
Ama onlar takmadılar bile kafalarına

Ülkemizi kurtardılar, yendiler
Vatan uğruna canlarını verdiler
Son nefeslerinde bile
Vatanlarını düşündüler

 

23 Mart 2009

HİKAYE  

“Bilgisayar, bilgi amaçlı yapılmıştır. Bilemediğimiz şeyleri araştırmak için.” bunu anlatan öğretmen lafına ara vererek Murat’ı uyardı.

-Murat, niçin başka şeylerle ilgileniyorsun?

Murat’ın aklı gerçekten de başka yerlerdeydi. Eve gidince hangi oyunu oynayacağını düşünüyordu. Playstation 2? Hayır! Pet Society? Hayır! En iyisi Metin2..

O sırada Ahmet de bugün hangi dersleri çalışması gerektiğini düşünüyor, bir yandan da dersi dinliyordu.

Öğretmenin uyarmasıyla derse dönmek zorunda kalan Murat, sosyal dersi ne kadar da sıkıcı diye düşündü. Neden okul diye birşey vardı ki? Şimdi evde olup bilgisayar oynamak vardı diye düşündü.

O gün Murat okulun bitmesini iple çekti. Eve vardığında ilk işi bilgisayarı açmak oldu. 1 saat derken 2 saat, 3 saat,.. saatler geçti. Sonra annesi içeri girdi, işten yeni gelmişti. “Yine mi bilgisayar oynuyorsun?” dedi.
“Ama daha yeni açtım” diye yalan söyledi Murat.
“Ödevlerini yaptın mı?” diye sordu annesi.
“Hiç yapmaz olur muyum” diye yanıtladı Murat.

O sırada Ahmet, gün içi ders tekrarını yapmış, 10.testini çözmüş ve yatağa girmişti. Kendini yarınki matematik sınavına oldukça hazır hissediyordu. Mutluydu, rahat bir şekilde uykuya daldı.

Ertesi gün okula gelen Ahmet, ders kitaplarını düzgün bir şekilde masasına yerleştirerek sessizce öğretmenini beklemeye başladı. O sırada içeri Murat girdi. Gözlerinin altı mor mordu. Gece saat 3’lere kadar oynadığı oyunlar yüzünden esniyordu. Yanda sessizce oturan Ahmet’i gördüğünde “Noldu İnek, yalnız başına mı kaldın yine?” diye dalga geçti. Ahmet hiç aldırış etmedi. Murat’ın bu kaba hallerine alışıktı. Ahmet okulda çalışkan ama silik bir tipti. Bilgisayarı ve playstation’ı olmadığı için kimse onunla oynamak istemezdi. Murat ise tersine popüler biriydi.

Sınav zamanı geldi çattı. Ahmet çok heyecanlıydı. Sınav başladı. Ahmet her soruyu çözdükçe çok mutlu oldu. Hep çalıştığı yerlerden çıkmıştı. Murat ise son anda süklüm püklüm verdi sınav kağıdını, bir sürü boşu vardı.

Ertesi gün sınav sonuçları açıklandığında Ahmet 100 aldığını duyunca çok sevindi ama Murat’ın her ne kadar kendisiyle dalga geçmiş olsa da aldığı düşük nota üzülmüştü. Murat notlarına hiç aldırış etmiyordu, onun için varsa yoksa bilgisayardı. Annesi de onunla çok ilgilenemiyordu çünkü sabah akşam çalışıyordu. İşten gelen annesine yine yalan söylemiş ve sınavdan iyi not aldım demişti. Ahmet ise her zamanki gibi evde derslerine çalışıyordu. Bu döngü böylece devam etti.

Aradan uzun yıllar geçti..

Ahmet, özel bir şirketin müdürü olmuştu. Güzel bir eşi, sapasağlam iki oğlu vardı. Birgün şirkete giderken uzaktan bir yüz seçti. Yerleri süpürüyordu yavaş yavaş. Ahmet’in yanına yaklaşınca bu yüz ona çok tanıdık geldi. “Bir dakika bana bakabilir misin?” dedi. Adam yüzünü kaldırınca o da ne? O, yıllar öncesinin popüler yüzü Murat değil miydi? Sonra Murat’ı yanına alarak uzun uzun konuştular. Murat girdiği hiç bir sınavı kazanamamıştı. Aynı yıl annesini kaybetmiş, karısı onu terketmiş, elindeki üç beş kuruşu da bitirmişti. Üstelik tek çocuğu da sakattı. Beynindeki tümör ameliyatı için gerekli parayı bulamayınca hırsızlık yapmış, yıllarca hapishanede yatmıştı. Ahmet bunları duyunca çok etkilenmiş, üzülmüştü. Murat’a yardım etti, ona bir ev aldı ve çocuğunu ameliyat ettirdi.

Ahmet şimdi çok zengin bir insan. Mutlu bir ailesi, iyi bir işi var fakat evinde bir şey eksik. Ne mi? Bir bilgisayar..