Kazdağı

4-5 Mayıs 2002

Kızımla başbaşa bir tura katıldık geçenlerde, Ayvalık, Kazdağı, Çanakkale sınırına kadar gittik. İlk defa ikimiz, bir gece konaklamalı böyle bir tura katılıyorduk. Benim acil bir hava değişimine ihtiyacım vardı, Simge de sıkılmış ‘Bir yerlere gidelim’ deyip duruyordu sürekli.

Cumartesi sabah söylenilen saatten 10 dakika önce seyahat acentasının önündeydik ama otobüs yaklaşık yarım saat gecikti. Ben Türkiye’de ve Türklerde nedense belirtilen saatte bir yerde olma alışkanlığını bir türlü göremedim ama kendim yine de buna mutlaka uymaya devam ediyorum.

Nihayet herkes geldi ve otobüs yola çıktı. 30 kişi kadardık. Ben gitmeye son anda karar verdiğim için arka koltuklardan birinde oturuyordum ve insanları birer birer incelemeye başladım. Tahmin edilebileceği gibi gelenler ya emekli karı-koca, ya bir grup bekar kız arkadaş yada benim gibi evsiz ama çocuklu türündendi. Yola çıkışımızın 15.dakikasında oynak parçalar eşliğinde oymak başının gaza getirişiyle, otobüsün o dar koridoruna fırlayan insanlar Asena’yı aratmayacak figürlere başladılar. Bu da bize özgü birşey. Yolculuk ister otobüsle, ister tekneyle olsun, mutlaka bir göbek atma faslı yaşanır. Üstelik müziğin sesi sonuna kadar açılır ve dışardakilerin bir şekilde içerde yaşananları görmesi ve duyması sağlanır.

Kızım, otobüste bulunan hemen herkesi sevimliliği ve konuşkanlığı ile etkisi altına almayı başardı. Onun sayesinde ben de arkadaşlık ettim ve sıkılmadım, hatta otobüste fıkra anlatma cesareti gösteren ilk kişilerden oldum.

Kazdağını boydan boya gezdik, çok güzel yerler gerçekten. Hele mola verdiğimiz bir yerde yeşillikler arasında akan dere çok hoştu. Simgecim böyle şeylere dayanamaz, ayakkabılarını çıkarttı, çıplak ayakla yürüdü, suya soktu. İnsan böyle yerlerde sevdikleriyle birlikte olunca daha mutlu oluyor tabi..

Aynı gün Tahtakuşlar köyü ve müzesini gezdik. Müzede yer alan 200 yıllık dev kaplumbağaları özellikle çocuklar büyük bir şaşkınlıkla izlediler. Akşam, Edremit’te pek de özelliği olmayan ama olmasına da gerek olmayan bir otelde konakladık. En azından denize 0 olduğundan deniz havası aldık bol bol, taş kaydırdık. Sonraki gün Assos’a gittik. Yorucu bir tırmanışla Aristo’nun ilk felsefe okulunu kurduğu yere vardık. Oldukça yüksek bir yer olduğundan Simge’nin eline sıkı sıkı yapıştım. Daha sonra aşağıya, deniz kenarına indik ve güzel bir lokantada, güzel bir müzik eşliğinde, güzel bir balık yedik..Otobüsle tekrar Kazdağını dolaşarak Cunda adasına doğru yola koyulduk. Bu arada Kazdağı’nda bir çok kaynak suyu var ve efsaneye göre Afrodit bu sulardan içerek güzelleşirmiş. Biz de bol bol içtik. Bir iki gün sonra güzelleşeceğimizi söylediler, bakalım artık..

Cunda adasında orjinal birşey gördüğümü söyleyemem. (En orjinal şey, herhalde Arkas’in sahibi ile karşılaşmam olsa gerek) Burada yarım saat mola verileceği söylenmesine karşın tam 80 dakika beklenilmesi üzücü ve oldukça sıkıcıydı.

Dönüş yolları nedense bitmek tükenmek bilmez gelir bana. Nihayet akşam 9 gibi evimize ulaşabildik. Kızıma sarıldım. Bana arkadaşlık eden böyle tatlı ve akıllı kızımın varlığının, hayatımdaki en büyük şans olduğunu düşündüm.