Arılar, Karıncalar,…

ARILAR, KARINCALAR, HAMAM BÖCEKLERİ VE DİGERLERİ

            Başlığa bakınca, eminim içinizden bu yazıyı okumak gelmiyordur. İşin aslı, o yaz tatilimi Datça’da geçirene kadar benim de aklımda bu tür bir şeyler yazma fikri yoktu. Böcekler hakkında birçok şeyi orada kaldığım on beş gün içinde öğrendim.

            Datça, güzel çocukluk hatıralarımın olduğu, denizini çok sevdiğim ama virajlı ve bozuk yolları yüzünden gitmekten çekindiğim bir yer olmuştur hep. Uzun zamandır gitmediğim için son halini bilemiyorum tabi. 1995 yılının Ağustos ayında eşimin yaz görevi nedeni ve benim de denizden yararlanma düşüncemle Datça’ya gittik. Kaldığımız yer oldukça güzeldi –beraber yaşamak zorunda kaldığımız böcekleri saymazsak.

Oradaki ilk günümüzde, şehir yaşantısının yapmamıza pek izin vermediği –ki Muğla o yıllarda çok da büyük ve kalabalık bir şehir değildi- bahçede yemek yemek için kolları sıvadık. Masayı hazırladık, yiyecek ve içeceklerle donattık. Tam iştahla yemeğe hazırlanırken etrafımızı birden arılar sarıverdi. Tüm çabalarımıza karşı onlara engel olamadık,  biz mi yemek yedik yemek mi bizi yedi anlayamadık sonuçta. Mal kaybı olsa da can kaybı olmadan kendimizi içeriye atabildik neyse ki. Böylece gün batmadan dışarıda yemek yemenin hayal olduğunu anlamış olduk.

Tatil süresince karşılaştığım ikinci böcek türü karıncalar. Mutfaktaki fayans üzerinde bir yol tutturmuş yüzlerce karınca, bilmem ne zaman dökülmüş bir bal veya şeker kırıntısı için öylesine acele geliş ve gidişler yapıyorlar ki şaşmamak olanaksız. O gün özenle her tarafı güzelce silmiş, ovalamıştım. Bir iki saat geçince hayretler içerisinde gördüm ki sanki hiçbir şey olmamış gibi gene yüzlercesi dolanıp duruyor. Bu kadar kısa süre içinde nereden de geldiler acaba? Hadi bu neyse, işin daha da garibi duvar yada pencereyle bağlantısı olmayan, odanın ortasındaki masanın üzerinde unutmuşsam balı, vay halime! Hadi diyelim kokusunu aldılar, yada gördüler diyelim, oraya en kısa sürede nasıl da ulaşabildiler? Pencereden girdikten sonra bir takım akrobatik hareketlerle masanın üzerine mi atlıyorlar? Yoksa gözlem yapıp, düşünüp (!) masanın ayaklarının yere temas ettiğini ve o bacaklar yoluyla masanın üstüne ulaşabileceklerini mi fark ediyorlar, işte bunu çözemedim. Daha fazla çözme işine kafamı takmayıp karıncaları kendi haline bırakmaya karar verdim, sonuçta biz burada misafirdik J

Üçüncü böcek türü ise hamam böcekleri idi. Kocaman, koyu kahverengi, uzun antenli ve uçma becerili şu böcekler.. Kendilerini, görünce çığlık çığlığa kanepenin üzerine çıkacak kadar çok severim(!). İstenilmeyenler listemde yıllardır bir numarayı kaptırmadılar. Belki de bu yüzden kimseye olmadığı kadar çok bana görünüyorlar.

Özellikle banyoya girerken gözlerimi kocaman kocaman açar ve en ufak köşeleri bile didik didik inceler, olmadıklarından iyice eminsem yıkanırım. Tabi bu arada yakınlarda bir yerde terlik, böcek ilacı vs olur mutlaka.

Tatilde hamam böceklerinin ne kadar numaracı olduklarını keşfettim. Terlikle vurmak zorundaysam ki hiç istemediğim bir şey, elimin titremesi sonucu ıskalıyorum ama her nedense böcekler kendilerini yere atıp, ölmüş gibi kıpırdamadan yatıyorlar. İlk önceleri bunu bilmiyor ve en azından terliğin olanca gücüyle duvara çarpması sonucu çıkan sesten korkup öldüklerini düşünüyordum. Oysa sonradan baktım ki bu sadece numara. Bir süre geçince böcekler hiçbir şey olmamış gibi kalkıp gidiyor. Ama hala keşfedemediğim bir şey var: o da üzerine ilaç sıktığım (pardon şişeyi boşalttığım) böcek neden kaçmaya ve benden uzaklaşmaya çalışacağına üzerime atlıyor?

            Son olarak da yurdumun güzel haşeresi sivrisineklerden bahsedeyim. Bu daha çok İzmir için geçerli. Her yaz belediyenin bizleri öksürtmek ve balkon sefasını içeriye apar topar kaçarak bitirme pahasına da olsa ilaçlamasına rağmen bol miktarda bulunurlar. Sanırım sağ kalanlar Darwin kuramına göre daha güçlü ve akıllı oluyor. Eskiden gecenin bir yarısı sinek tarafından uyandırılınca ışığı açar ve yatak kenarında, duvarda karnı şiş bir şekilde bulur ve avlardık. Bugünlerde ise bu kesinlikle işe yaramıyor. O kadar bakınmama karşın sanki yer yarılmış içine girmiş durumları. Onca zaman harcayınca ışıklı ortamda doğal olarak tekrar uyumak da kolay olmuyor, üstelik Izmir sıcağında. Ayrıca oda değiştirmenin de bir yararı yok, sinek aynen diğer tarafta. Sanırım üzerinize konuyor ve gideceğiniz yere birlikte gidiyorsunuz. Benim bunun için yaptığım tek şey şu: Sivrisinek vızıltısı her ne kadar rahatsız edici olsa da az biraz dayanıp tabi hiç kıpırdamadan, kulağıma çok yakın olduğu bir anda avucumla bir anda yakalayıveriyorum.