Amerika-I

Amerika Günlükleri

11 Ocak 2005, USA, Davis, CA Gidiş

Amerika’ya kardeşimin yanına gidiyorum. Yolculuk çok uzun sürüyor. Antalya’dan kalkacak olan uçak çok erken bir saatte ve ben gece hiç uyuyamadım. Aksilik bir de grip durumu var, ateşim çıkıyor devamlı ve öksürüyorum. Amerika’ya ilaç da sokmazlar dediler, ne yapacağım ben? İstanbul’da, önce Münih’e gidecek olan Lufthansa uçağına yetişebilmek için elimde valizlerle kan ter içerisinde koşturmak zorunda kaldım. Uçağa binince bir parça rahatladım ama gene de bu yolculuk beni heyecanlandırıyor. Münih havaalanı çok düzenli, SanFrancisco’ya devam edeceğim uçak için kapıyı rahatça buldum ama henüz 4 saat kadar bir zaman var uçağın kalkmasına. Çok yorgunum, gözlerim yanıyor. Neyse ki bekleme salonunda çok az kişi var. Çantamı başımın altına alıp ayaklarımı uzatıyorum, biraz kitap okumaya çalışıyorum. Uyuyamıyorum ama gene de biraz dinlendiğimi hissediyorum.

Nihayet zaman geldi, kapıya doğru ilerliyorum. Burada da güvenlik var ve üstelik neden gidiyorsun, nasıl gidiyorsun türü sorular soruyorlar. Almanlar beğenmezlerse Amerika’ya gidişin mümkün değil yani. Artık son dakikalar. Amerikalı yaşlı bir teyze ile tanıştım, Nancy. Çok sevimli, esprili.

Uçak oldukça rahat görünüyor, yanım boş. Aslında bir bakıma iyi, uyumak, kalkıp dolaşmak kolay olacak. Ama uçuş 12 saat sürüyormuş, fazla sıkıcı. Uyuyamıyorum! Birkaç saat sonra yanıma biri oturdu, biraz onunla lafladık, giriş formlarını doldururken bazı şeyleri ona sordum.
Uçak SanFrancisco’ya indi, tüm yolculuk boyunca hiç sarsıntı olmadı. Son kontrol noktasındayım, burayı geçince başka engel kalmıyor. Daha önceden zenci görevlileri tercih edin demişlerdi, çok yardımcı oluyorlarmış. Şansıma o gün hiç zenci yoktu. Ben de olabildiğince esmer birini seçmeye çalıştım. Bu bir Hintliydi ve pek de esprili değildi. Gene de 6 ay vize verdi bana.
Kıvılcım ile Erdem’i görünce çok sevindim. Ne çok özlemişim.

12 Ocak Çarşamba

Dün akşam normal vakitte Kıvılcımlarla birlikte yattım, ne ilginçtir ki sabah 8’de kalktım. Bu iyi bir yöntem, 10 saat fark olmasına rağmen sabredip gidilen yerin saatine göre uyunabilirse daha çabuk uyum sağlayabiliyor insan.
Güzel bir kahvaltıdan sonra (mozzerella, pita ekmeği, lezzetli domates, yarım metre uzunluğunda salatalık vs..) Davis’i gezdik. Hava biraz kapalı ama çok soğuk değil, Korkuteli kadar hiç değil. Burada çok güzel, yeşil yürüyüş alanları var. Kampüsün nerede başladığı belli değil, yapay bir dere ve ördekler var. Okumak için ne kadar güzel bir yer. GAP mağazasına gittik, bir iki şey aldım.

13 Ocak Perşembe

Bugün Napa Valley’e gittik. Her taraf üzüm bağları. Birkaç meşhur şarap evini gezdik. Sattui, Beringer,.. Sanırım en bilineni F. Coppola’nınki. Filmleri, aldığı ödüller, kostümler vs. sergileniyor burada. Dracula filminin kostümlerini de gördüm. Dönüşte oldukça kalabalık ve çok tutulan bir yer olan Mustard’da yemek yedik. İlk defa tavuk ızgarayı bu kadar zevkle yedim.

14 Ocak Cuma

Sabah Sacramento’ya gittik. Burası California’nın başkenti. Kıvılcımın okulunu (California State University of Sacramento) ve çok sevdiği(!) sincapları gördüm. İran asıllı Meryem ile tanıştım. Daha sonra Kıvılcım’ın arkadaşı Nubya’nın evine gittik. Kolombiyalı, eşi Amerikalı ama ABD’de çok sıkıntı çekmiş, dil problemi olduğu için hiç arkadaşı da olmamış. Bizi arabasıyla büyük alışveriş merkezi Arden Fair Mall’a götürdü. Clinique markası burada çok ucuz, 50 $’a 2 ruj, temizleyici, far, rimel, çanta ve birkaç şey aldım. Dönüşte Tai lokantasına gittik. Buzlu çayı sevmedim ama Sole balıklı pilav çok güzeldi. Balığı Hindistan cevizi sosunda pişiriyorlarmış. İçerisinde bambu, patlıcan, havuç vs. var. Keşke iştahım Türkiye’de olduğu gibi olsaydı. Buradaki en büyük problemim iştahsızlık nedense. Akşam da Kıvılcım’ın Türkçe dersi verdiği Ihouse’a gideceğiz.

15 Ocak Cumartesi

Kıvılcımlarla SFrancisco’ya gittik. Şansımıza hava açıktı. Meşhur, kıvrımlı SF sokaklarını görmüş oldum. Hatta bir çok sokağı yürüyerek keşfettik. Öğlen bir İtalyan lokantasında yedik. Coit tower’a çıkıp tüm şehri seyrettim. Alkatraz da buradan iyi görünüyordu. İlk önce Baybridge köprüsünü Golden Gate sandım ama daha sonra Golden Gate’in fotoğraflarını da çektim neyse ki.

16 Ocak Pazar – 19 Ocak Çarşamba

Los Angeles’a kadar kiraladığımız arabayla gittik. Tabi dinlene dinlene yoksa çok uzun ve yorucu bir yolculuk olacaktı. Güneye doğru gidildikçe havaların ısındığını hissediyordum. Özellikle Kokutelinde felaket yağan kar haberlerini duydukça kendimi burada şanslı hissediyordum. Monterey’de akvaryumu ve J. Steinbeck’in yaşamından izleri gördüm. Santa Barbara’yı filmlerden biliyordum, o yüzden burada gezmek çok hoşuma gitti, eğer yapabilseydim at gezintisi yapacaktım ama birkaç gün önceki yağmurlardan dolayı henüz başlamamışlar turlara. Burada kendime hoş bir T-Shirt aldım. Bu arada nedense alışveriş merkezlerine giriş ve çıkışlarda alarmı çaldırıyorum, sanırım pasaportuma bir chip falan yerleştirdiler. Ne utanc verici!
LosAngeles’da hava çok ılıktı, hatta akşam üzerimde sadece T-Shirt olduğu halde dışarıda yürüdüm. Universal Studios’ı gördük.

20 Ocak Perşembe

Alışveriş için Castco’ya gittik. Burada her şey bulunuyor. Hatta Türkiye’de daha önce hiç rastlamadığım meyve ve sebzeleri  burada gördüm. Birçok şeyi dondurulmuş, yıkanmış, paketlenmiş olarak bulmak mümkün. Özellikle hmmm karides ne çok ve ucuz böyle.

21 Ocak Cuma

Sabah 49er videocudan birkaç film aldık. Yürüyüş yaptık. Akşam Ihouse’da Filis, Joan ve Judy ile tanıştık. Çok kültürlü ve neşeli insanlar. Çok yaşlı olmalarına karşın yaşam sevinçlerini kaybetmemiş olmaları ve yeni bir dil öğrenmeye heves etmeleri çok güzel bir şey. Oradan Graduate Pub’a gittik. İlk defa sigara içilmeyen bir pub görüyorum. Tam Amerikan tarzı sıralar var, daha çok hamburger yanında bira içiliyor. Ayrıca Kıvılcım bugün çikolatalı sufle yaptı, çok güzel oldu. Yemek işini karı-koca iyi kıvırmışlar yani.

22 Ocak Cumartesi

Akşam üzeri benim fakülteden mezun (ama çok daha sonraları) Pınar Muyan ve eşi –o da Kıvılcım’ın okulunda öğretim üyesi- Sacramento’daki evlerine gittik. Kakaolu kekimizi çok beğendiler. Cok neşeli insanlar.

24 Ocak Pazartesi

Joan bizi yemeğe davet etti. Önce evine gittik oradan da Fas Lokantası Kazablanka’ya. Ortam ilginçti. Yer masasında elimizle yedik. Birbiri peşisıra birçok yemek geldi. Önce mercimek çorbası, sonra safranlı pilav yanında tavuk şiş, ballı et, ekşili tavuk, ince bulgur(belki de irmik, anlayamadım tam) pilavı, içinde kıyma olan katmer tatlısı. En son olarak da baklava. Normal şartlarda damak tadımız tatlı ve et karışımına alışık değil ama ilginçtir ki adamların yemekleri rahatsız etmiyor. Joan ile bayağı bir konuştuk . Giderken bizlere sarıldı, cok samimi biri ve gercekten Kivilcimlari kendi cocuklari gibi seviyor.

Benzin ABD’de çok ucuz, herkesin arabası var, genelde 2.eller çok ucuz. Benzinin galonu 1.7 dolarmış. 1 Galon 3 lt.

Kıvılcım’ın saptamaları var, bir tanesi ABD’de insanlar fakir de olsa, zengin de olsa Costco veya Safeway’den alışveriş yapıyor. İkincisi, en lüks otellerde bile aynı tip elektrik düğmeleri var, basit tipte. Ayrıca çok gelişmiş beyaz eşyalar yok, çamaşır makineleri, süpürgeler. Bizdeki en kötü durumda olanlar bile bunlardan çok daha modern.